Dr. Ömer Özdinç
İlk lisans eğitimine başladığım gündü yanılmıyorsam Endüstri Mühendisliğine Giriş dersinde onunla karşılaşmam. Mesleğe nasıl bakılması gerektiğini anlattı bir dönem boyunca. Üniversite yıllarımda en çok şey öğrendiğim derslerin başında gelir muhtemelen.
İlk olarak o dersin etkisiyle olabilir, eğitimde temel meselenin bilgi değil kültür olduğuna inanıyorum uzun zamandır. Bugün de yapay zekadaki gelişmelere bakarak rahatlıkla diyebilirim ki üniversitenin ileride bir önemi kalacaksa bilgi değil, kültür vereceği için olacak. Perspektif, yaklaşım, tutum, norm, değer, hal, bakış açısı, davranış, tepki, akıl yürütme… adına ne derseniz deyin bunların önemi azalmayacak ve insan bunları yine insandan yani “hoca”dan öğrenmek zorunda kalacak. Eğitimde “akademisyenlere” ihtiyaç belki azalacak ama “hocalara” ihtiyaç hep devam edecek.
Hayatımda çok akademisyen tanıdım ama çok hoca tanımadım. Bana en çok şey öğreten hocalardan birisiydi Erkan Hoca. Onun verdiği dersleri özellikle seçtim. Bitirme tezimi onunla yaptım. Bosna’dan Şehir Üniversitesi’ne geldiğini duyduğumda onunla tekrar görüşmeye başladım. Bugüne kadar devam eden iletişimimiz boyunca her görüşmemizde -ve hatta her mesajlaşmamızda- ondan bir şeyler öğrenmeye devam ettim.
Bugün ne derece anlaşılır bilmem, gelirinin düşmesini göze alarak ABD’den ülkesine dönmüştü. Oysa ABD için cazip bir “göçmen beyin”di. Akademik kariyeri başarılarla doluydu: Lise birinciliği, üniversite birinciliği, Fulbright bursuyla California Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora… O ise ülkesine dönüp hocalık yapmayı seçti.
Sonra Nüket Yetiş’in Marmara Mühendislik “projesine” inanarak yine gelirinin bir kez daha düşmesi pahasına Marmara’ya geldi. Burada kendisi gibi idealist ve nitelikli bir grup akademisyen “Marmara Mühendislik”i kısa sürede Türkiye’nin en iyi akademik birimlerinden biri haline getirdi. Toplumda da bu çaba karşılık buldu. Belli bölümlerine girebilmek için üniversite sınavında ilk iki binlere girmek gerekiyordu. Bu seyir, Türk üniversite tarihindeki önemli başarı hikayelerinden biriydi. Türkiye’de önemli eksiklerimizden olan kaliteli kurum oluşturmayı birkaç idealist akademisyen bu hikayede başarmıştı.
Hocalığına akademi idareciliğini de ekleyerek Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğü ve İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin kurucu dekanlığıyla yine kaliteli akademik kurumlar oluşturmaya ve akademiye ilham vermeye devam etti.
Türk akademisi dün vatanperver, kurumlaşma derdi olan, donanımlı ve mütevazı bir “hocasını” kaybetti. Ailesi, dostları ve öğrencileri de şefkatli ve bilge bir sesten mahrum kaldılar. Dün cenazesinde -dostu olduğunu tahmin ettiğim- imamın Yunus Emre’den aktardığı gibi:
Göçtü kervan kaldık dağlar başında…
