Türkiye’de teknoloji girişimciliği ekosistemi son 10-15 yılda ciddi bir ivme yakaladı. Sadece teknoparklarda olan firma sayısı 12 bine yaklaştı (10 yıl önce 2.500 civarındaydı). Özellikle 2020’den başlayarak girişim sermayesi piyasasının da hızla geliştiğini görüyoruz. Teknoloji firmaları eskiye nazaran daha kolay yatırım bulmaya başladı. 2010’da 13 yatırım yapılmışken 2024’te bu rakam 585 oldu.
Peki “eksik bir şey” var mı?
Evet ne yazık ki henüz en önemli başlıkta yeterince mesafe aldığımızı söyleyemeyiz. O da “Ticarileşme”.
İş süreçlerinin dijitalleşmesi, e-ticaret gibi görece ar-ge gerektirmeyen alanlarda firmaların ticarileşme başarısına şahit olsak da “ar-ge yaparak teknoloji geliştiren” start-up’ların hem ciro hem de “exit” (yatırımın arzulandığı gibi büyümesi ve ardından hisse satışı yapılması) alanında önemli bir mesafe aldıklarını söylemek zor.
Bunun birçok sebebi var: Pazar derinliği, satın alacak kurum/kişilerin davranışı, sermaye azlığı, uluslararası bağlantıların zayıflığı vb.
Benimse en çok önemsediğim sebeplerin başında “yetenek açığı” geliyor. Peki hangi alanda açığımız var? Teknoloji geliştirme yetkinliğinde önemli bir eksiğimizin olmadığını düşünüyorum. Ticarileştirme yetkinliği için ise aynı şeyi söylemek zor. Tabii birtakım gerekçelerimiz var: Ekosistemde ticarileştirme başarısı sergileyen teknoloji firmasının azlığı, o konuda deneyim kazanmış insan sayısının az olmasına sebep olmuştur. Ancak hızlıca bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu tür firmaların ticari başarı kazanmasını ve yeterli sayıda insanın deneyim sahibi olmasını bekleyemeyz.
Peki ne yapmalıyız? Son 50-60 yılda teknoloji transferinde iyi bir yol kat ettik. Artık “yetenek transferi”ni gündemimize almamızın zamanı geldi.
Özellikle teknolojinin ticarileştirilmesi süreçlerinde “deneyim kazanmış” yetenekleri transfer etmek için 3 yöntem öne çıkıyor:
1. Yurt dışındaki yetenekleri uzaktan çalıştırma: Bunun için firmaları hukuk, İK gibi alanların ilgili başlıklarında hızlıca eğitmemiz gerekiyor.
2. Yurt dışı yetenekleri Türkiye’ye kazandırma: Özellikle Türkiye’ye kültürel yakınlık duyan ve ister kendi ülkesinden ister Batı şehirlerinden farklı gerekçelerle Türkiye’ye taşınmayı arzulayabilecek bir kesimi hedeflemeliyiz.
3. Yurt dışına göçmüş yeteneklerimizi geri getirme: Üç yöntemden belki en kolayı, belki de en zoru.
Bu yöntemlerin her biri için farklı kurumların devreye gitmesi gerekiyor. Kısa vadeli politikaların yanında şehircilik, kültür, sosyal kalkınma gibi alanlarda geliştirilecek orta uzun vadeli politikalar, Türkiye’nin uluslararası yetenek transferi yarışında bir cazibe merkezine dönüşmesini mümkün kılacak.
Unutmayalım ki yeni uluslararası rekabet artık sadece doğal/fiziksel kaynakları elde tutmaktan geçmiyor. Bir süredir bu rekabet alanları listesinin başında insan kaynakları var!
