Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerini desteklemek amacıyla yürürlüğe alınan 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, teknoparklarda faaliyet gösteren firmalara önemli teşvikler sunmaktadır. Bununla birlikte uygulamada yalnızca avantajların değil aynı zamanda dikkat edilmesi gereken mali ve vergisel yükümlülüklerin de bulunduğu görülmektedir. Özellikle Ar-Ge projelerinde yapılan harcamaların niteliği, projelerin ticarileşme süreci ve giderlerin kanunen kabul edilmeyen gider (K.K.E.G) kapsamına girme riski şirketlerin elde edeceği vergi avantajlarını doğrudan etkilemektedir.
Bu riskin hangi aşamada ortaya çıktığını ve firmalar açısından neden önemli vergisel sonuçlar doğurduğunu değerlendirebilmek için öncelikle teknoparklarda kurumlar vergisi istisnasının nasıl uygulandığına değinmek gerekmektedir.
1. Teknokentte Kurumlar Vergisi İstisnasının Uygulanması
Teknopark sisteminde Ar-Ge faaliyetleri proje bazlı yürütülmektedir. Bu kapsamda yapılan harcamalar doğrudan gider yazılamaz; aktifleştirilir. Ortaya çıkan gayrimaddi hakkın maliyet bedeli üzerinden amortisman yoluyla itfa edilmesi gerekmektedir.
İstisnadan yararlanma süreci genel olarak üç aşamada gerçekleşmektedir:
- Projenin başarıyla tamamlanması
- Projenin çıktısının belgeye bağlanması (proje bitirme belgesi, patent, patente eşdeğer belgeler vb.)
- Projenin ticarileştirilmesi
Sistem temelde “projeyi tamamla, belgelendir ve satış yaparak istisna hakkı elde et” yaklaşımına dayanmaktadır.
İstisna tutarının hesaplanmasında ise istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetlere ilişkin maliyet ve giderler düşülerek bulunan kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna edilmektedir.
2. Ar-Ge Projelerinde Ticarileşmeme Riski ve K.K.E.G Etkisi
Teknopark sisteminde istisnadan yararlanabilmenin en kritik aşamalarından biri projenin ticarileşmesidir. Teknik olarak başarılı olan birçok proje pazarda karşılık bulamama, satış kanallarının oluşturulamaması veya yetersiz ticarileştirme stratejileri nedeniyle gelir üretemeyebilir.
Bu durumda proje süresince aktifleştirilen ve doğrudan gider yazılamayan maliyetlerin vergisel durumu önem kazanmaktadır. Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde belirtildiği üzere; istisna kapsamındaki faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde bu zararların, istisna dışı faaliyetlerden elde edilen kazançlardan indirilmesi mümkün değildir.
Dolayısıyla proje başarıyla tamamlanmış olsa dahi projeden gelir elde edilmemesi durumunda amortisman yoluyla giderleştirilen tutarların Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (K.K.E.G) olarak değerlendirilmesi ve kurumlar vergisi beyannamesinde dikkate alınması gerekmektedir. Bu durum söz konusu giderlerin mali kârdan indirilememesi anlamına gelir ve doğrudan vergi matrahını artırır.
Örneğin; satış işleminin gerçekleşmesi durumunda doğrudan gider yazılabilecek olan 1.000.000 TL tutar satış gerçekleşemediği için K.K.E.G olarak dikkate alınacaktır. %25 kurumlar vergisi oranı dikkate alındığında yaklaşık 250.000 TL ilave vergi yükü oluşturacaktır. Dolayısıyla proje gelir üretmediği durumda şirket hem beklenen istisna avantajından yararlanamamakta hem de fiilen ek vergi yükü ile karşı karşıya kalmaktadır.
Bu durum firmaların beklediği vergi avantajını tersine çevirebilmektedir.
Teknopark süreçlerinin doğru kurgulanması ve yönetilmesi, firmaların teşviklerden etkin şekilde yararlanabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ar-Ge projelerinin planlanması, mevzuata uygun yürütülmesi, giderlerin doğru sınıflandırılması ve ticarileşme stratejisinin etkin şekilde oluşturulması vergi yükünü azaltmakla birlikte vergi risklerinin minimize edilmesini sağlar. Bu noktada uzman danışmanlık desteği firmalar için önemli bir değer yaratmaktadır.
