Yeni Yatırım Teşvik Sisteminin Sanayi Politikaları Açısından Değerlendirilmesi

2 Haz, 2025 | Ömer Özdinç Yazıları

2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi belgesinde yeni bir yatırım teşvik sisteminin kamuoyuyla paylaşılacağı belirtilmişti. Cuma günü yeni sistem gün yüzüne çıktı. Öncelikle Türk sanayisi için sürecin hayırlı olmasını temenni ederek başlayalım. Hazırlayanların da emeğine sağlık.

Yatırım teşvik sisteminin, sanayi politikaları araçları içinde, etkisi en geniş enstrümanlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple sistemin bu perspektiften değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bilindiği gibi sanayi politikaları, stratejik tercihlerden ve bu doğrultuda kullanılan enstrümanlardan oluşuyor. Yazıda sistemin getirdiği yenilikleri analiz ederken bu pencereden bakmaya çalıştım.

Bakanlığın son aylardaki çeşitli beyanlarında sistem “karmaşıklığının” azaltılacağı ve genele hitap edenlerin (yatay politikalar) yerine daha “seçici” düzenlemelerin (sektörel veya dikey politikalar) yer alacağı belirtilmişti.

Yeni mevzuata bakınca büyük bir sadeleşme olduğunu göremesek de (örneğin yine 50 sayfa var ve 20’si metinsel bölümden oluşuyor) 2012 yılından beri yapılan ilavelerle çok yamalı hale gelen sistemin tek bir çerçevede derlenip toparlandığını söyleyebiliriz.

Seçiciliğe gelince bu yönde önemli mesafe alındığı görünüyor. Mevzuat-yoğun bir sistemden program-yoğun bir sistem geçiş öngörülmüş. Buradan hareketle, sanayi politikaları literatüründe dikey ve misyon bazlı (mission oriented) ya da “amaçlı” olarak adlandırılan politikaların daha fazla tercih edildiğini söyleyebiliriz. Son yıllarda buna paralel adımlar zaten atılıyordu, bu seferki çerçeveyle yönelim pekiştirilmiş oldu.

Çerçeve, program odaklı Türkiye Yüzyılı Sanayi Hamlesi ile Sektörel Teşvik Sistemi olarak iki ana teşvik grubundan oluşuyor. Birinci grup için projeler ve fizibiliteler hazırlanacak, başvuru ve değerlendirme süreci yürütülecek, onay komiteler tarafından verilecek. İkinci grup içinse mevcut sistemde olduğu gibi ilgili genel müdürlük süreci kısa sürede tamamlayacak.

Aslında önceki sistemle birçok benzerlik yer alıyor. Hamle programı Teknoloji Hamlesi programı olarak devam ediyor. Öncelikli ürünler ve teknoloji listesi bu noktada önemli bir enstrüman olacak. Bu programın sanayi politikası literatüründeki izdüşümünün “teknoloji bazlı” stratejiler olduğunu söyleyebiliriz.

Yine önceki mevzuatta stratejik yatırımlar olarak adlandırılan yatırımlar bu defa stratejik hamle programı kapsamında değerlendirilecek. Bu programda fizibilite raporlarının yatırım ve kalkınma bankaları tarafından hazırlanacak olması, fizibilitelere çok aşina olmayan Türk sanayisi için ilginç bir deneyim olacak. Bu program genel olarak “cari açığın kapatılması misyonuna” daha çok hizmet ediyor.

Eski düzenlemede “öncelikli yatırım konuları” olarak yer alan başlık da bu sefer “öncelikli yatırımlar” olarak karşımıza çıkıyor. Burada büyük bir değişiklikle karşılaşmıyoruz. Hamle ile birlikte bu programı Türkiye’nin üretimde kendi kendine yetmesi ve “dayanıklı” (resilient) bir sanayiye kavuşması misyonuyla ilişkilendirebiliriz.

Bölgesel teşvik farklılıkları da belli ölçüde devam ediyor. Ancak teşvikler bu sefer bölgeler arasında olduğundan daha çok programlar arasında farklılaşıyor.

Programdaki en büyük yeniliklerden biri Yerel Kalkınma Programında verilecek desteğin Hamle ile aynı olması ve kalkınma ajanslarının daha etkin hale gelmesi.  Bölgelere tanınan bu kısmi özerklik bölgesel yatırımlarda sistemin daha çevik olmasını sağlayabilir. Mekan bazlı strateji (place-based strategy) olarak adlandırılan bu politikanın da eskiye göre daha çok tercih edildiğini görüyoruz. Bilindiği gibi son yıllarda kalkınma ajansları sanayi yatırımlarında daha pasif bir konuma çekilmişti. Şimdi ters yönde gelişmeler bekleyebiliriz.

Yerel ürün listesinin belirlenmesi bu programın (YKP) bam telini oluşturuyor. Lojistik, beşeri sermaye ve üretim çeşitliliği kapasitesini göz önünde bulundurarak oluşturulacak modellerle bu planlamalar yapılmalı. Bu modeller özellikle geçmiş tecrübe ve dünya örneklerinden verilerle beslenen istatistiksel temelde olmalı. Aynı zamanda sosyo-kültürel gerçeklik de ıskalanmamalı.

Bir diğer önemli -çığır açıcı bile denebilir- yenilik büyük işletmelere ve yerel kalkınma programından yararlanacak tüm firmalara “ekosistem geliştirme planı” hazırlama ve yatırımın %2’sini bu yönde yapma zorunluluğunun getirilmesi. Bu enstrüman, şirketlerin sadece kendilerini düşünmeme ve içinde bulundukları ekosistemi düşünme alışkanlıklarını geliştirebilir.

Makine yatırımına %25 hibe desteğinin getirilmesi de enstrüman olarak önemli yeniliklerden biri. Kamu uzun zamandır yatırıma büyük çaplı hibe vermiyordu. Kalkınma ajanslarının yıllar önce verdikleri ve Teknoyatırım ile KOSGEB tarafından verilen küçük bütçeli destekler hariç. Burada yatırım başına 240 milyon TL’ye varan bir destekten bahsediliyor. Etkin işleyebilirse Türkiye’de bir programda verilen en yüksek hibe desteği olacak. Bu desteğin, sanayinin önemli problemlerinden olan finansmana erişim konusunda katkı sağlayacağını öngörebiliriz. Yeri gelmişken bu başlık için iki hususa değinmekte fayda var:

1. En az 2 milyon TL’lik makinelere getirilmiş. Alt sınır koymak operasyon maliyetini düşürmek açısından mantıklı ancak fiyatlama davranışını bozucu bir etkisi olabilir. Bugün aslında büyük veriyle Türkiye’de üretilen veya ülkeye ithal edilen makinelerin fiyatlarını yapay zekayla öngörebilecek imkana sahibiz. Bu imkanın bu noktada seferber edilmesi buradaki işleyişi daha sağlıklı hale getirebilir.

2. Yerli makineye ilave bir avantaj planlanmamış. Birçok programda olan bu ayrıcalığın burada neden düşünülmediği sorusu cevabını bekliyor.

Son yıllarda sanayinin en önemli sorunlarından olan arsa konusuyla ilgili yer alan bir ayrıntı bazı sanayileri heyecanlandırmış olabilir. Birinci gruptaki teşvikten faydalananlara arsa tahsisi Sanayi Bölgeleri Genel Müdürlüğünün sorumluluğuna verilmiş. Bakalım bu yöntem arsa derdine bir nebze de olsa çare olabilecek mi?

Sanayinin önemli bir diğer sorunu uygun insan kaynağına erişim. Yeni teşvik sisteminin bu soruna yenilikçi çözümler önerdiğini maalesef söyleyemiyoruz. Örneğin şirketlerin meslek lisesi yatırımı yapmasına veya insan kaynağı kapasitesini farklı yöntemlerle geliştirmesine yardımcı olacak enstrümanlar doğrudan işaret edilmiyor (Ekosistem Geliştirme Planının içinde belki bunlar düşünülmüş olabilir. İlgili tebliğ/alt düzenleme yayımlanınca daha net göreceğiz).

Faiz/kar payı desteğinde de ne yazık ki yeni modellerle çok karşılaşmıyoruz. Birçok yatırımcıya eski faiz desteği pek cazip gelmiyordu. Bu sefer bu enstrümanı daha cazip kılacak önlemler konusunda pek bilgi verilmiyor. Örneğin KGF, YTAK, reeskont krediler gibi diğer araçların buradaki yatırımlarla ilişkilendirilmesi planlanıyor mu?

Yazıyı birçok detayla uzatmak mümkün fakat Türk sanayisi için 30 Mayıs 2025’in önemli bir tarih olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi politikalarında daha seçici, teknoloji ve bölge bazlı stratejilere geçiş yapıldığı anlaşılıyor. Bazı yeni enstrümanların da denendiğini görebiliyoruz. Eksikliklerini zaman içinde tamamlayan ve Türk sanayisine önemli katkılar sunan bir düzenleme olmasını temenni ediyorum. Tekrar hayırlı uğurlu olsun.

Hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için aşağıdaki formu doldurarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Share This