Tarımda Sosyal İnovasyon İhtiyacı: “Uzaktan Çiftçiliğin” Sistemleşmesi

2 Eki, 2023 | Ömer Özdinç Yazıları, Yorum/Analiz

Dr. Ömer Özdinç

 

Dünyadaki değişimlerin getirdiği yeni sorunları çözmek için yeni iş modelleri ve yeni örgütlenme biçimleri geliştirmek lazım. Bilindiği gibi toplum yararına olan inovasyonlara sosyal inovasyon deniyor. Sosyal inovasyonlar dünya genelinde devletler ve AB gibi uluslar üstü kuruluşlar tarafından destekleniyor ve yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.

Covid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi deneyimler, tarım ürünlerinin temininde ülkelerin kendi kendine yetmesinin ne denli stratejik öneme sahip olduğunu bir kez daha gösterdi. Peki Türkiye nüfusunun kent merkezlerinde toplandığı ve kırsal nüfusun %7’ye düştüğü (KONDA Türkiye 100 Kişi Olsaydı Araştırması) göz önünde bulundurulursa tarımda kendi kendimize yeten bir ülke olmamız mümkün mü? Bunun için verimlilik artışı, teknoloji kullanımı, bilinçlendirme gibi farklı önlemler tartışılsa da konu dönüp dolaşıp bir şekilde tarımla uğraşan nüfusu artırmaya geliyor. Bunu yapmak için de değişen koşullara göre inovatif çözümler geliştirmemiz gerekiyor.

Öncelikle tarımla uğraşan nüfusun bugünkü durumuna bakalım.

SGK’nın verilerine göre 10 yıl önce 1,2 milyon olan tarımla ilişkilendirilmiş sigortalı sayısı 2021 sonunda 600 bine düşmüş.

KONDA’nın araştırmasından çıkardığımız sonuç da kendini çiftçi olarak tanımlayanlar 1,8 milyon civarında. (Aynı araştırmaya göre söz konusu nüfus içinde %3 olan çiftçi oranı 10 yıl önce %4’müş).

Peki kente göç eden nüfusu geriye döndürüp bu sayıyı tekrar arttırabilir miyiz? Şehirde olanları köye döndürme beklentisi kanaatimizce çok gerçekçi değil. Çünkü mesele sadece ekonomik değil. Kentlere taşınanların yaşam tarzı hızla değişiyor. 2021 verilerine göre 25-34 yaş arasındaki gençlerde üniversite mezunu olanların oranı %40 oldu. 10 sene öncesinde bu oran %18’di (TÜİK). Yaşadığı yerden sosyal beklentisi değişmiş bu nüfusun bir kısmının finansal teşviklerle kırsala dönmesini çok beklememek gerekiyor. Özellikle emeklilerde daha yaygın görülen bazı vakalara rastlansa da münferit ve daha ziyade “kafa dinleme” amaçlı bu kısmi zamanlı dönüş hikayelerinin tarımsal üretimi arttıracak düzeyde büyük bir etkiye sahip olması henüz beklenmiyor.

Bu durumda inovatif yaklaşımlar geliştirmek gerekiyor. Devlet desteklerinin tasarımından da anlaşılacağı gibi bugüne kadar genelde yakın zamanda gidenlerin dönmesi veya kalanların gitmemesi sağlanmaya çalışıldı (örneğin badem ve ceviz yetiştirmeye yönelik bir teşvik olan Ağaçlandırma Desteğindeki köyde ikamet şartı). Peki kişileri döndürmek yerine sadece yakın zamanda göçenler değil bir iki nesil önce göçen, hatta köyle hiç akrabalık irtibatı olmayan ama tabiatla buluşma özlemi duyan kentliler bu alana daha fazla yönlendirilirse ne olur? Bugüne kadar çoğu başarısızlıkla sonuçlanan tekil teşebbüsler yerine yukarıdan aşağıya daha sistemli ve planlı inovatif yöntemler uyguladığımızda nasıl sonuçlar elde edebiliriz?

Potansiyeli ortaya çıkarmak için şu hesap yapılabilir: 25 milyonluk tarım dışı çalışan kitlenin ve yine KONDA’nın anketine göre 6 milyon civarında olan emeklilerin %10’u ikinci iş olarak uzaktan tarıma yönlendirilirse bu 3 milyon civarında yeni bir çiftçi nüfusu ve bugünkü çiftçi sayısının aşağı yukarı 1,5 katı demektir. Kişi başı ortalama 20 dekar (dönüm) ekim/dikim yapılırsa toplamda 60 milyon dekar, yani 6 milyon hektarlık ilave tarım alanı ekilmiş olur. Bu da yukarıda bahsettiğimiz bugünkü tarım alanının %25’ine denk geliyor. Böyle bir girişim, tarım alanlarına yakın ikamet eden nüfus için de önemli bir iş kapısı olacaktır.

Konut almanın zorlaştığı, diğer yatırım araçlarının çok kazançlı olmadığı bugünkü koşullarda böyle bir alternatifi değerlendirmek isteyecek bir kitlenin oluşması uzak bir ihtimal değil. Hele ki pandemi sonrası, şehir dışında bir mekanın olması gerektiğine inananların sayısı bu kadar artmışken… IOT, yapay zeka, drone gibi teknoloji alanlarındaki gelişmeler de bu süreci kolaylaştıran faktörlerden biri.

Kendim de 3-4 senedir “uzaktan çiftçilik” yapan bir kişi olarak bunun gayet mümkün olduğunu düşünüyorum. Yeter ki doğru politikalar kamu, özel sektör ve araştırmacılarla birlikte geliştirilsin ve inovatif yöntemlerle pazar için etkin bir tedarik (bilgi, işçilik, malzeme, ekipman vb.) ve değer zinciri kurgulansın.

Bu noktada girişimcilerin payına da yenilikçi iş modelleri geliştirmek düşüyor. Böyle bir sosyal inovasyonu başarmak hem geleceğimizin daha güvende olmasına hem toprakla irtibatımızı sürdürmemize yardımcı olacaktır.

 

 

Hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için aşağıdaki formu doldurarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Share This